1 Ağustos 2016 Pazartesi

Dopamin.

Bu sabah fok balıklarıyla oynadığım oyunu aniden keserek kalkıp dışarı çıkmak zorunda kaldım. Öğleden önce günlük sosyallik limitimi yaşlı teyzeler sayesinde doldurmuştum bile. Ama 'bunu da mı yaptın ali rıza'nın kocası görüşmeye geldiğinden öğleden sonra limit aşımı yaşadım. Sabahın 7 buçuğundan beri hiçbir şey konuşmamak için ofisin kapısında bekliyormuş. Hayret doğrusu. Yine de 'Sosyallik limitim doldu başka zaman görüşelim' diyemedim. Çünkü arada, aslında pek de tanımadığım, 'bunu da mı yaptın ali rıza' vardı. Kıyamazdım. İş miş aksırık hapşuruk derken 'uzaydan geldiğine göre yorgun olmalısın' isimli bi şarkı dinledim. Bence çok komikti. İş miş demişken yine aksırıp hapşururken kamyon kepçesiyle arkadaşına şaka yapıp arkadaşının belini kıran bir adamla alakalı bir takım işler yapmam gerekti. Bir de bir kedi evlat edinmeyi düşündüm. Sonra kilim anahtar sözcüğü ile bu yazıyı yazmak üzerine bilgisayar başına geçtim. Kilim desenlerinden uzay gemilerine bağlayacaktım. Ama uzun zaman sonra ilk kez bu kadar sakin olduğumu hissettiğim için anı niyetine bugünümü yazasım geldi.

8 Haziran 2016 Çarşamba

itiraf

Ona 'gıdıklanma' sözcüğünü çok komik bulduğumu itiraf ettim. Yani bence gıdıklanmaya başka bir şey diyor olsaydık hiçbirimiz gıdıklanmayabilirdik bile. Ama o benim deli olduğumu ima eden tatlı bakışıyla karşılık verdi. Yine de yanımda olmaktan memnundu. Ben de orada olmaktan keyif alıyordum. Ama bu ne kadar sürebilirdi ki.

avize.

Daha önce de yaşamıştım bunu. Unutmuşum. Belki, ilerde bir gün, tekrar döngünün bu noktasına geldiğimde kendimi sakinleştirebilmek için yazmalıyım. Böylece hatırlarım. Evet. Genişçe bir salondaki koskocaman parıltılı görkemli bir avizenin düşerek büyük bir şangırtıyla altındaki onlarca insan üzerinde patladığına dair bir görüntü beliriyor kafamda bu ara. Ne zaman aklıma dereotu, sevgi ve dümdüz bir ova gelse. Kuş sesleri duymak istiyorum. Hayvan zihninin beni bana getireceğini biliyorum.

23 Mart 2016 Çarşamba

uzak.

Kafamın çok güzel olduğu bir an karşımda kafasını sallayan turuncu köpeğe bakarken kendimi bir Bosch tablosu içinde gibi görüyorum. Belki ahmaklar gemisi. Sanki hayatta öğrendiğimiz her şey bir robot olduğumuzu ispat etmeye yarıyor. Son zamanlarda bu gezegende yaşamaktan hiç hoşnut değilim doğrusu. İnsanlardan daha az hoşlanmaya başladım. İklim ve coğrafyanın üzerimizde olan etkisinden de pek memnun değilim. Umarım bir gün uzaylılar tarafından keşfedilirim. Gerçi bu keşfedilme isteğimin altında yatan grandiyöz hezeyanlı ruh halinin de fakındayım ama işte insan bazen küçük mavi noktayı unutmak istiyor. Dünyayı kendi beyninde oluşturduğu bir sanal gerçeklik olarak görmek istiyor. Özel olmak istiyor. Sevdiği bir yerlerde yaşamak istiyor. Falan.

23 Aralık 2014 Salı

Vampir Seçmesi.

Merhaba Sevgili Arkadaşlarım, Muhtemelen bunları hiç okumayacaksınız. Ancak bir gün vampir olursam ve sizi de benimle beraber takılacak bir vampir yapmamı talep ederseniz; "Yıllar öncesinden kuralları belirlemiştim. İşte buradalar. Kimse kırılmasın" diyebilmek için bu yazıyı yazıyorum. Öncelikle benimle beraber takılacak vampir olma hususuna bir açıklık getirmek istiyorum. Bilirsiniz aynı kandan olan vampirlerin yolları kesişmek zorundadır. Eğer sizi vampir yapacak kişi ben olursam mecburen çoğunlukla beraber takılacağız demektir bu. Öncelikle sevgili arkadaşlarım, vampir olabilmek için hayatımda fiili olarak en az 5 yıldır bulunuyor olmanız gerekiyor. Çünkü henüz beş yılı bile beraber geçirmemiş isek yüz yıllarca beraber yaşamayı isteyip istemeyeceğimizi bilemeyiz değil mi? Bu tek taraflı bir konu değil, sizin için de geçerli. O yüzden lütfen alınganlık yapmayın. Bilirsiniz insan bazen ilişkilerinin başında gaza geliyor. "Ne güzel dost olur bundan yahu. İşte tam da yüzyıllarca beraber yaşanılacak insan" diyebiliyor. Ama işte insanların karakterindeki ve duygularındaki değişimi ve değişime hem içerden hem de dışardan bakabilmesi, değişimi sevip sevmemesi ve bunları algılayabilmesi mühim. Eh bunun için de zaman gerekiyor. Ayrıca belirtmek isterim ki zaman zaman birbirimize gıcık olabiliriz. Bunun hiç de önemli olmadığının ikimizde bilincinde olmalıyız. Henüz 30 yıl yaşamış bir insan olduğum için bu zamanı ancak 5 yıl olarak tanımlayabiliyorum şu an. Vampir olsaydım belki bu zamanı 20 yıla çıkarabilirdim. Ama bu durumda sizin insan halinizin 30 ya da 40 yaş haliyle tanışmış olursam muhtemelen vampir olmak için 50 veya 60'ını beklemek istemeyeceğinizden 20 yıl fikrine karşı çıkabilirsiniz. Bu nedenle gene 5 yıl diyelim biz ona. 35- 40- 45 yaş falan vampir olmak için iyi yaşlar değil mi. Pekala bu konuda hemfikir isek diğer şarta geçiyorum. Birbirimizle konuşabiliyor olmamız gerekli. Bu cümlemi yazdığım an konuşabilmenin ne kadar mühim olduğunu hemen düşündüyseniz işte siz aradığım vampirsiniz. Hemen diğer şarta geçebilirim. Doğa ile hayvanları seviyor olmanızı ayrıca uzayı ve geleceği merak ediyor olmanızı bekliyorum açıkçası. Çünkü yüzyıllarca yaşayacağımız için bence entelektüel açıdan illa kesişeceğiz. Yüzyıllarca süren bir yaşamda elbet birimiz bir gün keman çalarız, birimiz piyano ile ona eşlik ederiz. Muhtemelen ve mecburen çok fazla kitap okuruz falan. Ama doğa ve hayvanlara olan sevgimiz ile uzaya ve geleceğe olan merakımız beraber kalma güdümüzü ateşleyecek iki nokta gibi geliyor bana. Yani beraber geçirdiğimiz 5 yılda bana bunlardan bahsedip durmanızı beklemedim tabi ki. Dünyevi hayatla uğraşırken hangimiz bunları yapabiliyoruz ki. Ama dünyevi hayattan uzaklaştıkça bunların oluşabileceğini düşünüyor musunuz? Bu noktada bir öz eleştiri yapmanızı rica ediyorum. Bu belirttiğim şartları taşıyorsanız ve birbirimizden sıkıldığımızda uzak durabiliyor isek bence biz yüzyıllarca sürecek bir dostluk için asgari şartları taşıyoruz sevgili arkadaşlarım. Şunu belirtmek isterim ki; vampir olmasanız da muhtemelen sizi seviyorumdur. Yüzyıllarca beraber yaşamayı istemesek de uzaktan sevmek diye bir şey var pek tabii ki. Kısa süreli ve harika ilişkilerimiz de olabilir sizinle sevgili arkadaşlarım. Ancak bir vampir olmak da başka bir şey biliyorsunuz. Bu yazı da vampir olmakla ilgili yazılmıştır. Diğer konuları karıştırmanın alemi yok. Hepinize sevgilerimi sunuyorum.

9 Aralık 2014 Salı

Trafik.

Çoğu insanın aksine K. trafikte geçirdiği zamanı çok severdi. Her gün ev-iş, iş-ev arasında yaklaşık üç saatini yolda geçirirdi. Arabayı düşünmeden kullanabiliyordu. Radyoyu da dinlemeden açık bırakabiliyordu. Genelde ismi ile cisminin çok farklı olduğunu düşündüğü bir radyo kanalını açar ve müziği dinlemeyi bırakırdı. Bu üç saat kendisi için bir meditasyon halini almıştı. Bu süre içerisinde ne düşünür ne de dinlerdi. Arabayı yaşadığı binanın açık otoparkına parkettiği sırada kontağı kapatmasıyla beraber düşünceler tekrar kafatasının içinde sekmeye başlardı. Eve girdiğinde eşinin yüzünü görecek, hiç cevaplamak istemediği soruları cevaplayacak ve eşine aslında cevabıyla hiç ilgilenmediği sorular soracaktı. Sonra televizyon karşısına geçecek ve gördükleri nedeniyle neredeyse beynini yakacaktı. Bunları yaşayacak olmanın stresi ve isteksizliği ile eve girdiğinde sinirli bir ruh haline bürünürdü. Eşi eve gelmediyse son güzel saatlerini de dinlemediği bir müzik ile karanlıkta geçirirdi. Eşi geldikten sonra da iletişimden kaçar ve trafiği bahane ederek yaşadığı stresin geçmesini beklerdi. Sonra da uyurdu. Uykuya dalarken genelde o gün attığı adımlardan herhangi birini atmasa ya da farklı bir şeye karar verse başına neler gelebileceğini düşünürdü. Bir gün paralel evrenlerden birinde aşık olduğunu düşündü. O dünyada trafiğe olan sevgisini bir süre kaybetti. Ancak henüz düşünceleri o paralel evrenin içindeyken aşkının azaldığını ve trafikte geçirdiği zamanı tekrar sevmeye başladığını farketti. Trafiğe olan sevgisi adeta aşkını emiyordu. Başka bir gün işinden istifa ettiğini düşündü. Yine trafiğe olan sevgisini bir süre kaybetti. Nefret ettiği işinden kurtulmuştu. Artık hayalini kurduğu işi kurabilir ve mutlu olabilirdi. Ancak yine henüz o paralel evrendeyken işlerin tersine döndüğünü farketti. Yine başka bir gün şehri ve ailesini terkettiğini düşündü. Tam istediği yazlık evde gönlünce yalnız ve keyifli bir hayat yaşayabileceğini planlarken yine aynı şeyleri yaşadı. Sonunda hep aynı kişi olarak aynı yere varıyordu. Düşüncelerinde bile kısır döngüsünü kıramıyordu. Hangi adımı atarsa atsın hep kendisiydi. Ve kendi olarak itiraf edemese de, çoğu insanın aksine K. trafikte geçirdiği zamanı çok seviyordu.

1 Ocak 2014 Çarşamba

mercimek çorbası

K. sidik kokan bir alt geçitte yaklaşık onbeş dakikadır bekliyordu. Marilyn Manson'un "this is the new shit" isimli şarkısı 3.kez sonuna yaklaşıyordu. K. yeni yıl arifesinde yeni yılda var olacak yeni boklukları düşünürken Marilyn'in sorduğu "do we need it" sorusuna "noo" diye eşlik ediyordu. Hava iyice soğumuştu. Bekleyiş sürdükçe hiçbir şey olmamaya devam ediyordu. Hiçbir şey olmaması bir şey olmasını beklemezken kabul edilebilir ve hatta güzel bir şeydi. Ancak bazen bazı şeylerin olması beklenirdi. Örneğin şu an beklediği arabanın onu oradan alması gerekliydi. Belki arabanın onu oradan alması bile bir şey olduğu anlamına gelmezdi ama en nihayetinde bir eylemdi bu. Hatta K.'nın donmasını engelleyeceği için gerekliydi de. Küçük bir eylemin ona bir şeyler olduğunu hissettireceği bir duruma nasıl gelmişti acaba. Bir şeylerin olması yalnızca varolmak demek değildi. Gökyüzünde sıcak ülkelere doğru göç eden kuşları gördü. İşte orada bir şeyler oluyor diye düşündü. Kuşlar göç ettiği yollardaki bitkilere zarar veren her türlü haşaratı yiyorlardı. Bir de hedefleri vardı. Kuşlar ona sıcak ülkeleri, sıcak ülkeler ise mercimek çorbasını hatırlattı. Mercimek çorbasının oluşturduğu sıcaklık imgesi hoşuna gitti. Derdinin eylemsizlik değil, yalnızlık olduğunu farkederek küçük bir aydınlanma yaşadı. Sorununu farketmesi ile onu kabullenmesi bir anda gerçekleşti. Gidip mercimek çorbası içmeye karar verdi. Beklemekten vazgeçmişti.